BAŞKAN ERDOĞAN / Sefa KOYUNCU

2014-06-18 08:35:00

Başkan Erdoğan… Nasıl? Kulağa hoş geliyor mu? Hep ABD Başkanı Obama, Rusya Devlet Başkanı Putin diyecek değiliz ya! Artık, “Türkiye Devlet Başkanı ya da kısaca, Başkan Erdoğan” demeye alışalım. Bu, milletimiz adına çok daha gurur ve heyacân verici. Zîrâ günümüz dünyâsında, ‘başkanlık’, devletin ve milletin güç alâmetidir. Türkiye, başkanlık sistemiyle bölge ve dünyâdaki itibârını daha da artıracakdır. Sür’atli karar verme mekanizması ile Başkanlık; terörü bitirecek, engelleri kaldıracak, ekonomiyi şâhlandıracak, kültür ve san’atda millî dinamikleri harekete geçirecek sistemin adıdır. Bunları şimdi söylemiyorum. 4 Şubat 2011 târihli Türkiye gazetesinde yayınlanan bir araştırma haberim, şöyleydi:
Başkanlık sistemi Türk buluşu:  Başbakan Erdoğan’ın tartışmaya açdığı ‘başkanlık sistemi’ni, târihde ilk defa Hun Türklerinin kullandığı ortaya çıkdı. Biz de, Erdoğan’ın, “Başkanlık tartışılmalı. Amerika bunu uyguluyorsa; başkanlık nedir, ne değildir, yarı başkanlık nasıl bir şeydir? Halkım bunu bilmeli” sözleriyle gündeme gelen ‘başkanlık sistemi’ni mercek altına aldık. “ABD’de 222 yıldır başarıyla uygulanan başkanlık sistemi, bizde de uygulanabilir mi?” sorusunun cevâbını aradık.
Merhum Turgut Özal, daha sonra da Süleyman Demirel tarafından gündeme getirilen başkanlık sistemiyle ilgili tartışmalara farklı bir boyut getiren, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Başkanlık sistemini ilk kez Türkler uyguladı” dedi. Eğilmez, “Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki; başkanlık sistemi Türklerin çok da yabancı olduğu bir sistem değildir. Başkanlık sisteminin bugün dünyâda uygulanan şekline yakın bir devlet yönetim tarzını ilk uygulayan devlet, M.Ö. III. Yüzyılda kurulan Asya Hun Devleti oldu, bu gelenek sonraki Türk devletlerinde de aynen devâm etdi” açıklamasını yapdı.
ABD, Osmanlı’dan aldı
Mustafa Kemâl ve İsmet İnönü dönemlerinin, resmiyetde dillendirilmese de uygulamada başkanlık sistemi olduğunu belirten TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu ise “Türkiye İçin Başkanlık Sistemi” adlı kitâbında konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapdı: “Eski Türklerden ve Osmanlı’dan kalan 600 yıllık pâdişâhlık geleneğimiz var. 1950-60 dönemi ‘güçlü icrâ’ yönü ile bu modeli çağrıştırmaktadır. Özal’ın Cumhurbaşkanlığı dönemi yer yer başkanlık sistemini hatırlatmaktadır. Başkanlık rejiminin bizim topraklarımızda yaşayabileceği ve bu topraklara yabancı olmayan bir sistem olduğu kanâ’atindeyiz.”
“Esâsen ABD’nin ilk kuruluşunda başkanlık sistemi oluşturulurken, o günün Osmanlı yönetiminden etkilendikleri de bir gerçekdir. 150 yıldır bu memleket hep anayasa tartışmaları ile meşgul edilmiş ve hiç bir neticeye de varılmamışdır” diyen Kuzu, başkanlık sisteminin, milletin özüne en uygun model olduğunu belirtdi.
Mustafa Kemâl, başkandı
“Türk târihinde ‘tek lidere bağlılık’, devlet sisteminin yürütülmesinde etkili olmuşdur” tesbitini yapan Hasan Celal Güzel de, konuyla ilgili yazısında, “Başda Osmanlı Devleti olmak üzere çeşitli Türk devletlerinde, sistemin dengeleri ve ayakda durmasını sağlayan müesseseler inşâ edilmişdir. Osmanlı’nın, asırlara dayanan engin tecrübesiyle geliştirdiği yönetim modeli, önce Tanzîmât bürokrasisince değişdirilmiş, daha sonra da II. Meşrûtiyet’in İttihâdcı komitacıları tarafından tahrîb edilmişdir” görüşünü dile getirdi. Aslında başkanlık sisteminin bazı özelliklerinin, Cumhuriyetin kuruluşundan beri geçerli olduğuna dikkat çeken Güzel, “Mustafa Kemâl’in Cumhurbaşkanlığı döneminde, Fransa’daki ‘yarı başkanlık sistemi’nde olduğu gibi, başbakan ve bakanlar kurulu bulunmuşdur ama fiiliyâtda devlet Çankaya’dan yönetilmişdir” dedi. Güzel, uygulamada aşırıya kaçılmış olsa da İsmet İnönü’nün, Türkiye’yi 1946’ya kadar başkanlık sistemiyle yönetdiğini kaydetdi.

Türk halkı, ‘başkanlık’ dedi
Hâlen Türkiye ve İngiltere’de uygulanan parlamenter sistemde, yasama parlamentoya âid, yürütme de parlamentonun denetimindedir. Seçmen parlamentoyu, parlamento da başbakanı seçer. Cumhurbaşkanının görev vermesiyle başbakan, hükûmeti oluşturur. Kabinenin parlamentodan güven oyu alması gerekir. Cumhurbaşkanı ve başbakan arasındaki görüş ayrılıkları sebebiyle zamân zamân ortaya çıkan ‘iki başlılık’ sistemin kilitlenmesine yol açmakdadır.
Özal-Demirel, Ecevit-Sezer benzeri cumhurbaşkanı- başbakan çekişmelerinden bunalan Türk halkı, 2007 yılında yapılan referandumda cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesine ezici bir çoğunlukla (yüzde 69) ‘evet’ diyerek, başkanlık sistemine geçilmesi irâdesini ortaya koymuşdur. 2007 referandumunda cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesine ‘evet’ denilmesiyle, parlamenter sistemden kısmen uzaklaşılarak, başkanlık sistemine büyük bir adım atılmışdır.
Başkanlık sistemi nasıl çalışır?
Amerika Birleşik Devletlerinde başarıyla uygulanan ‘başkanlık sistemi’nde, devlet başkanı doğrudan halk tarafından seçilir; yürütmenin başıdır. Bu sistemde kuvvetler ayrılığı ilkesi keskindir. Yasamanın (meclis-senato) yürütmeyi feshetme yetkisi yokdur. Yürütme organında (hükûmetde) görev alan bir kişi aynı ânda yasamada (meclis ve senatoda) görev alamaz. Başkan, yasama organının (parlamentonun) çalışmasına katılamaz.
Başkanlık sistemi ABD’nin yanı sıra Arjantin, Belarus, Bolivya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Ermenistan, Ekvador, El Salvador, Filipinler, Guatemala, Güney Kore, Haiti, Honduras, İran, Kazakistan, Kenya, Kolombiya, Kosta Rika, Liberya, Meksika, Nikaragua, Nijerya, Panama, Paraguay, Peru, Seyşeller, Sierra Leone, Sri Lanka, Surinam, Şili, Tanzanya, Uganda, Uruguay, Venezuela ve Zambiya’da uygulanmaktadır.
Fransa, Rusya, Portekiz, Finlandiya ve Nambiya’da uygulanan ‘yarı başkanlık sistemi’, başkanlık sistemi ile parlamenter sistemin karışımıdır. Yürütme gücü, halk tarafından seçilen devlet başkanı ile meclis güvenine dayanan hükûmet başkanı arasında paylaşılır. Fiili olarak ise yürütmenin başı devlet başkanıdır. Yarı başkanlık sisteminde de parlamenter sistemde olduğu gibi zamân zamân cumhurbaşkanı başbakan arasındaki görüş ayrılıkları, iki başlılığa yol açabilmektedir. (4.2.2011 Türkiye)
Yine, Türkiye gazetesindeki 20 Mayıs 2012 târihli köşe yazımda, konuyla ilgili olarak şunları yazdım:
Başkanlık sistemi...
-Lütfen hatırlayalım.
12 Eylül 2007 referandumunda sandık başına gitdik.
Yüzde 69 oranında “Evet” oyuyla milletçe bir karâr verdik.
-Neydi o karâr?
“Cumhurbaşkanını halk olarak doğrudan biz seçeceğiz.”
Doğrudan halkoyuyla devlet başkanının seçildiği sistemin adı nedir?
-Başkanlık!
Evet, devlet başkanını doğrudan halkın seçmesi, “başkanlık sistemi”nin temel şartıdır.
-Gerisi teferruat!
Biz, referandumda “Evet” diyerek, tercihimizi başkanlıkdan yana ortaya koyduk.
Halk olarak üzerimize düşeni yapdık.
-Şimdi söz, TBMM‘de.
İki başlılık tehlikesi
Esâsen, TBMM yeni anayasayı yaparken, bundan sonraki cumhurbaşkanını halkın seçecek olması realitesini dikkate almak zorundadır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aynı ekolden geldikleri ve fikirleri büyük ölçüde uyuşduğu için bugün ciddî bir problem ortaya çıkmıyorsa da, bu durum, ilânihaye böyle sürüp gidecek demek değildir. Üstelik, yeni göreve gelecek cumhurbaşkanı; mevcut yetkilerine halkoyunun da eklenmesiyle güçlenerek otomatikman “yarı başkan” konumuna yükselecek ve bu gücü, kendisini bu makâma getiren halk yararına kullanmak isteyecekdir. Tabî’atıyle, seçilmiş başbakan da aynı şekilde halkın ve anayasanın kendisine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirmek durumundadır.
-İki başlılık tehlikesi de işte tam bu noktada ortaya çıkıyor.
-Tıpkı; Demirel-Özal ve Ecevit-Sezer dönemlerinde olduğu gibi.
Hatırlarsanız; Başbakan Süleyman Demirel, bir türlü anlaşamadığı merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal‘a hakârete varan sözler sarf etmişdi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de tartışdığı Başbakan Bülent Ecevit‘in önüne anayasa kitapçığı fırlatarak, 2001 ekonomik krizinin patlak vermesine yol açmışdı.
-TBMM, yeni anayasada, bu tür iki başlılığın tekrâr etmesini önleyecek düzenlemeler yapmalıdır ki, bunun da en kesin ve kestirme yolu “başkanlık sistemi”ne geçmekdir.
Referandumda başkanlığa, yüzde 69’la “Evet” dedik
İktidâr, meseleyi TBMM‘de çözmenin yollarını aramalı, siyâsî partiler de, vaktiyle merhum Özal‘a yapdıkları gibi sırf Başbakan Erdoğan‘a muhâlefet olsun diye halkın “başkanlık” isteğini göz ardı etmemelidir.
-Konu şahsî değil, ülkenin geleceğiyle ilgilidir.
Mevcut Parlamento aritmetiğinde muhâlefet, halk irâdesinin yeni anayasaya yansımasına engel mi oluyor?
O zamân da tekrâr referanduma gidilmeli, “başkanlık sistemi”ni isteyip istemediği halka açıkca sorulmalıdır.
Lütfen hatırlayalım.
-Milletce, 12 Eylül 2007 referandumunda, “başkanlık sistemi”ne yüzde 69’la “Evet” dememiş miydik?
Mesaj yerine ulaşmamışsa, sandıklar gelsin (ki, 10 Ağustos 2014’de geliyor) bir kere daha “Evet” diyelim.
-Üstelik bu defâ da, en az yüzde 70’le!.. (20.5.2012 Türkiye)

LİNKLER:
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/genel/a478939.aspx
www.turkiyegazetesi.com.tr/sefa-koyuncu/535823.aspx
http://arsiv.tgrthaber.com.tr/haber/758352.html
http://mavizaman.com/content/view/143/72/

 

 

 

 

 

 

0
0
0
Yorum Yaz